Oca
25
2013

Atatürk’ten Örnek Alınacak 10 Davranış

Atatürk hakkında anlatılan bir çok anı ve hatıra var. Ama bazıları gerçekten örnek alınması gereken davranışlar içeriyor. Atatürk‘ün yaşarken yanındaki insanlara vermek istediği mesajları bu şekilde verdiğini anlıyoruz bunları okudukça. Ama ondan sonraki dönemlerde tam bir gerileme halinde olmamıza bakınca O’nun çevresince pek anlaşılmadığını da görebiliyoruz. Şimdi gelin bu güzel ve örnek alınması gereken davranışlar içeren Atatürk‘ün anılarına ve hatıralarına bakalım:

atatürk-en-güzel-resimler

 

AĞAÇ SEVGİSİ
Bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor:
Çankaya köşkünde, bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben, bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Ata’nın geçeceği yolu kapladığını gördük. Ağacın bir yanı dik, bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata, havuz tarafındaki kısma yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım:
– Emredersiniz derhal keselim paşam.
Bir an yüzüme baktı, sonra:
– Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi keseceksin.
Banoğlu, Age, S: 484

 

atatürk-resimleri

ATATÜRK AĞLIYOR
Ak saçlı bir ninenin ağzından:
Yavrularım , siz bilmezsiniz, bir zamanlar “ köyümüze düşman geliyor! “ dediler. Biz pılıyı pırtıyı toplayıp göçebeler gibi yola düştük. Sinan paşa ovasında bir köye yerleştik.
Günler geçti. Bir gün düşman ansızın köye geldi. Artık gidecek başka bir yer olmadığından, düşman içinde kalmıştık. Bir sabah uyandığımız zaman uzaklardan top sesi geliyordu. “kurtulduk, kurtulduk!” diye sevince düştük. Tam bu sırada köyün öte başında dumanlarla beraber göklere alevler yükseldi. Köy yanıyordu. Her taraftan bağrışmalar geliyordu. Kimimiz yarı çıplak, kimimiz yarı yanmış, bir halde köyün koruluğunda yerleştik. Artık düşman da köyü terk etmişti.
Biraz sonra atlılarımız, ellerinde al bayraklar olduğu halde, yel gibi yoldan geçtiler. Bağırdık, durmadılar. Hepimiz yollara dökülmüş ağlıyor, sızlıyorduk. Derken karşı yoldan bir toz bulutu yükseldi. Hepimiz gözlerimizi oraya diktik.
Biraz sonra bir otomobil göründü. Ve yavaşlayarak yanımızda durdu. İçinden altın gibi saçlı, kalpaklı bir adam fırladı. Durdu. Gözlerini perişan durumumuza döndürdü. Uzun uzun, derin derin baktı. Bu sırada biz yanındaki subaylara sokulduk. Onlarda onun gibi bakıyordu. Bir tanesini çekerek:
– Bu adan kimdir? diye sorduk. Hafifçe:
– Mustafa Kemal, dedi.
O zaman hepimiz coştuk. Bu adı her zaman duyuyorduk.
– Paşam, bizi kurtar, kurtar!.. diye bağırdık. Ayaklarına kapandık. O, hala dalgın dalgın, başı yerde düşünüyordu. Birden doğruldu. Sağ eli havadaydı:
– Sizi bu şekle sokanlar cezalarını gördüler ve daha da görecekler!.. Diyerek elini şimşek gibi aşağıya indirdi ve o anda gözlerinden iki damla yaş yuvarlandı.
Banoğlu, Age, S: 386 – 387

atatürk-imza-atarken

SİZ NAPOLYONA BENZİYORSUNUZ
Mustafa kemal, bu benzetmeyi reddetti ve:
– “Napolyon, arkasına bir sürü, muhtelif milliyetteki insanları toplayacak macera aramaya çıktı. Ve bunun içindir ki yarı yolda kaldı. Ben bir anadan, bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanımı kurtarmak davası yolundayım. Ve bu muhakkak ki muvaffak olacağım!” Cevabını verdi.
Mustafa Kemal’in giriştiği mücadeleyi hayret ve takdirle karşılayan Towsend, kendisine karşısındaki düşmanın kudretini hatırlatmak isteyerek:
– “Siz mücadeleye mecbur olduğunuz düşmanın ne kadar kuvvetli olduğunu hesaba katmıyorsunuz. Bu düşmanın size her vasıta ile, oturduğunuz odadaki eşya, yemeğiniz ve her şeyinizle bir fenalık yapabilmesi ihtimali bile vardır,” dedi.
Mustafa Kemal gayet sakin bir eda ile:
– “Evet, karşımdaki düşmanın çok kuvvetli olduğunu biliyorum. Fakat insaniyeti müdafaa eden kimseler ölümle tehdit edilmelerine rağmen ölmezler ve ebediyen yaşarlar!” Cevabını verdi.
Sabaha karşı müzakere bittiği vakit büyük bir hayranlıkla Mustafa Kemal’den ayrılan Towsend, refakatindeki memur Türk subayına:
– “Ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var, ” dedi.
Banoğlu, Age, S:126

atatürk-ögrenciler

HAKİKİ İNSAN
Atatürk, muhtelif vesilelerle maiyetinde çalışan kimselerin samimiyet ve sadakatlarını imtihan etmesini gayet iyi bilirdi. İnsanların halet-i ruhiyesini, niyet ve emellerini teşhis ve temyiz etmekte şelaleler saçan bir zekaya malikti.
O büyük insan, bir gece Çankaya köşkündeki bir ziyafette devrin vekillerinden maruf bir zata şöyle bir sual sorar:
– Beni hakikaten sever misiniz?
Muhatabı hemen cevabı yapıştırır:
– Sevmek ne kelime Ata’m, taparım!
– Peki her dediğimi de yapar mısınız?
– Derhal
Atatürk, bu söz üzerine belinden tabancasını çıkarır ona uzatır.
– Öyleyse, al tabancamı, sık kafana…
– “Aman Atam” der, herhalde benimle şaka ediyorsunuz. Benim ölmemi istemezsiniz. Meseleyi anlayan Atatürk, yeleleri kabaran bir aslan mehabetiyle dışarıda hizmet eden askeri yanına çağırıp aynı sualleri sorup, cevabını aldıktan sonra, karşısında Toroslar’dan kopmuş bir kaya parçası gibi duran bu bağrı yanık Anadolu çocuğuna tabancasını uzatıp kafasına sıkmasını emreder. Aslan Mehmetçik, bu emri bilatereddüt yerine getirir, fakat kendisine bir şey olmaz. Çünkü, Atatürk, daha önce tabancasındaki merminin kurşununu çıkarmıştır.
İşte o zaman, Atatürk yanındakilere şöyle der:
– Beni ve vatanı seven hakiki insanı gördünüz mü?
Ruhu şad olsun.
Atatürk’ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 17

atatürk-yürürken

YARALI MUSTAFA KEMAL

(Halide Edip Adıvar, orduya bir nefer olarak katılmayı istemiş. Bu isteği baş komutanlıkça kabul olunmuş ve garp cephesine gidip katılması emri gelmiş. Sakarya meydan savaşının arifesindeyiz. Mustafa Kemal Alagöz köyünde, cephenin yanı başında).
… Bir zabit beni Mustafa Kemal Paşa’nın karargahına götürdü. Solda toprak yığınlarının altında birkaç evin ışığı yanıyordu. Bir tek karanlıktan geliyordu. O’da telefon servisini yapan bir askerin “inler, katrancı, inler, katrancı” diye bir köyle muhaberesiydi. Sağ taraf bir çukur, içinden su geçiyor. Arkasında üç ev daha var. Bu evlerin arkasında yine ışıkları yanan çadırlar; uzun ve sivri bir direk; telsiz tesisatı. Köy yolları karanlık ve çamur içinde. Ay batmış, gece yarısı oluyor. Küçük bir tahta köprüyü geçerek öbür taraftaki eve gittik. Mustafa Kemal Paşa’nın muhafızları kapıda; onlardan biri beni yukarıya çıkardı. Paşa’nın yaveri Muzaffer Bey beni Paşa’nın odasına götürdü. Çok aydınlık ve tek lüks lambası olan bir Anadolu odası.
Mustafa Kemal Paşa, oturduğu koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Çünkü kaburga kemikleri hala ağrılar içindeydi. Paşa’ya doğru kalbimde mutlak, bir hürmetle gittim. O mütevazi odada bütün gençliğin, “bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararı”nı temsil ediyordu. Ne saray, ne şöhret, ne herhangi bir kudret, onun o odadaki büyüklüğüne yaklaşamaz. Gittim, elini öptüm.
“Safa geldiniz hanımefendi” dedikten sonra bana bir sandalye gösterdi. Ve Ankara hakkında havadis sordu. Aynı zamanda tahta masanın üzerindeki bir haritaya eğilerek : durumu, dört yaşındaki bir çocuğun bile anlayabileceği kadar açık ve sade bir ifade ile anlattı. İşte Sakarya kıvrılarak gidiyor. Nehrin etrafına üzerlerinde kırmızı ve mavi kağıt kelebekler titreşen toplu iğneler konulmuş. Eğer askeri durum hakkındaki duygularımı Mustafa Kemal Paşa’ya söylesem mutlaka gülerdi. Yunan ordusu kocaman bir canavar gibi Ankara’ya yaklaşmış görünüyordu. Buna muvazi olarak Sakarya’nın doğusunda Türk ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara’yı yutmasına mani olmaya çalışıyordu. Siyah canavar o kadar kocamandı ki, insana korku veriyordu.
“Eğer Ankara’ya gider de bizi geride bırakırsa ne yaparız?” diye sordum. Korkunç bir kaplan gibi güldü.
– “İyi yolculuklar efendiler” derim; arkalarından vurarak onları Anadolu’nun boşluğunda mahfederim!
Halide Edip Adıvar, Türkün Ateşle İmtihanı

atatürk-resim
BİR GÜN YANILMIŞIM
“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” Emrinden ve büyük taarruz hazırlıklarından önceki günlerdeyiz.
Mustafa Kemal Keçiören’de yakın adamlarıyla Ankara’da son gecesini geçirdi. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere:
– “Taarruz haberini alınca hesap ediniz. Onbeşinci gün İzmir’deyiz” demişti.
İzmir’den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce:
– “Bir gün yanılmışım!” dedi.
Falih Rıfkı Atay

atatürk-nasil-oldğ

ÖVÜLMEYİ SEVMEZDİ
Atatürk bizden biridir.
Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de şu kısa öyküde belirlenir:
“Cumhuriyetin onikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştı. Bunlar içinde şöyleleri vardı: “Atatürk bizim en büyüğümüzdür”, “Atatürk bu milletin en yücesidir”, “Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.”
Listeyi dikkatle gözden geçirdi. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizdi. Hepsinin yerine şunu yazdı: “Atatürk bizden birisidir.”
Banoğlu, Age, S. 11

atatürk-hayati

DÜŞMAN DA KAHRAMAN
Birgün Çanakkale’ye giden bakanlardan birine Atatürk şöyle dedi:
– Orada Mehmetçik anıtının başında şehitleri anacaksınız. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere karşı siper etmeseydiniz, boğaz elden gider, İstanbul elden giderdi diyeceksin.
– Evet efendim.
– Çanakkale’de yalnız bizim şehitlerimiz yok. Bu topraklar üzerinde kanlarını döken insanları da o kahraman düşman savaşçılarını da saygıyla anacaksın.
Bakanın ricası üzerine bu son söylenecekleri Atatürk’ün kendisi hazırlamıştır. Nutuk şudur:
“Bu memlekette kanlarını döken kahraman, burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz; evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evladımız olmuşlardır.”
Bu nutku yabancı gazeteler haber aldıktan sonra, haftalarca, aylarca Avusturalya’dan, Yeni Zelanda’dan sevgi minnet mektupları yağmıştı.
F. Rıfkı Atay, Hatıralar

atatürk-hakkinda
BİR RESSAMLA KONUŞMA
Yıllar sonra bir ressam, Mustafa Kemal’e Sakarya Savaşı’nı gösteren bir tablo hediye etti. Kendisi, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak görünüyordu. Ressam, tebrik beklerken, birdenbire Mustafa Kemal’in “Bu tabloyu kimseye göstermeyin” demesi üzerine şaşırıp kaldı. Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mustafa Kemal açıkladı:
– “Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri, bir kemikten ibaretti, bizimde onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle Sakarya’nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum.”
Behçet Kemal Çağlar, Atatürk Denizinden Damlalar

 

atatürk-gülerken

DAHİ KİME DERLER?
Her zaman Atatürk onu sormaz veya sınava çekmez ya! Bir gün de, sofrada, neşeli bir zamanında Atatürk’ü sınava çektiler arkadaşlarından biri, sordu:
– Lütfen cevap verin bakalım; dahi kime derler?
Atatürk tereddüt etmeden ve kendisinin sınava çekilmesini yadırgamadan, cevap verdi:
– Dahi odur ki , ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit herkes onlara delilik, der.
Banoğlu, Age, S. 512

*

Hazırlayan: Yıldız Birincioğlu

ybirincioglu@hotmail.com

www.hepsi10numara.com

Bir önceki yazımız olan Tokat'a Emeği Geçmiş 10 İnsan başlıklı makalemizde tokat iline katkısı olanlar, Tokat ünlüleri ve Tokatlı yardımseverler hakkında bilgiler verilmektedir.

Benzer Yazılar

Yazar Hakkında:

1 Yorum Yapılmış + Sen de Yorum Yap

  • HEr konuda Örnek alınacak bir insann

Bir Yorum Yap

Giriş

Anket

10 numara hobi hangisidir?

View Results

Loading ... Loading ...

En Çok Okunan Yazılar

Dünyanın En Ünlü 10 Matematikçisi
Michael Jackson'ın En Güzel 10 Şarkısı
Yankı Yazgan'dan 10 Güzel Yazı
Kitap Sevdalısı 10 Ünlü Kişi
Halk Edebiyatımızdan 10 Güzel Türkü