Eki
14
2013

Ezra Pound’dan 10 Şiir

ezra-pound

ilginc-bilgiler

Madalyon

Porselende Luini!
Kuyruklu piyano dile getirir
Berrak sesli sopranoyla
Zındık bir protestoyu.

Pürüzsüz baş ortaya çıkar
Altın sarısı fraktan
Reinach’ın başlangıç sayfalarındaki
Anadyomene misali.

Bal-kızılı, kapatır o oval çehresini,
Kral Minos’un salonunda
Metalden ya da çetin kehribardan
Örgü örgü örülmüş sepetler sanki;

Parıltı altındaki o oval çehre,
Kibar yüzün sınır hatları aydınlık, sanki,
Yarım wattlık ışıklar altında
Döner gözler topaza.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

faydali-bilgiler

115. Kanto’dan

Bilim adamları dehşete kapılmıştır
Ve durmuştur Avrupa’nın beyni.
Beyninin durmasındansa
Körlüğü seçmişti Wyndham Lewis.
Rüzgâr altında gece karanfilin ortasında,
Taçyaprakları neredeyse kımıltısız.
Mozart, Linnaeus, Sulmona,
İnsanın arkadaşları birbirlerinden nefret ederlerken
Dünyaya nasıl barış gelebilir ki?
Kabalıkları eğlendirmişti beni toy zamanlarımda.
Tükenmiş, üflenmiş bir kabuk,
Fakat ışık şarkısını söyler sonsuzca,
Tuzlu çayırın gelgitin değişmesine fısıldadığı
Bataklıklar üstünde solgun bir tutuşma ansızın;
Zaman, mekân,
Ne hayat ne de ölüm cevaptır.
Ve insan ki iyiyi arar,
Fenalık yapar.
Ölülerin yürüdüğü
Ve yaşayanların mukavvadan yapıldığı
Meiner Heimat’da.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

odevlere-yardimci-bilgiler

83. Kanto’dan


Ya da PANTA REİ

Yağmur ruhlarının sunakları
Altında dururken
Bulut üstündeki dağın hayaletine doğru
“Kımıldar ileri
Dolduğunda her bir delik”,
Fakat kafesteki panterin gözlerinde

“Hiçbir şey. Yapabileceğin hiçbir şey yok…”

Yeşil havuz, ormanın yeşili altında,
Kafeste: “Hiçbir şey. Yapabileceğin hiçbir şey yok…”

DRYAS, gözlerin bulutlar gibi.

Ölüm hücrelerinde bir ay geçirmiş adam da
İnanmaz idam cezasına.
Ölüm hücrelerinde bir ay geçirmiş hiç kimse
İnanmaz vahşi hayvan kafeslerine.

DRYAS, gözlerin Taishan üstündeki bulutlar gibi,
Yağmurun bir kısmı düştüğünde
Ve yarısı daha düşecekse

Gider kökler ırmak kenarına
Ve o saklı kent yukarı doğru kımıldar,
Ağaç kabuğu altındaki beyaz fildişi.

Taishan-Chocorua üstündeki bulutlarla
Olgunlaştığında böğürtlen
Ve şimdi yeni ay Taishan’a doğru dönerken
Sayılmalı şafak yıldızları.
DRYAD, huzurun su misali;
Eylül güneşi var havuzlarda.

Plura diafana.
Heliadlar kaldırır sisi genç söğütlerden.
Taishan altında görülmüş bir temel yok,
Fakat ‘udor’un parlaklığı HYDOR
Kavakların tepeleri parlaklıkta dalgalanır;
Sadece çitlerin kazıkları kalakalır

Ve şafak güneşi faka bastırdığı için gölgelerini
Karıncalar sendeler gibi şimdi.
Bu nefes kapsar dağları,
Parıldar ve böler,
Beslenir kendi dürüstlüğüyle,
Zarar vermez kimseye,
Durarak dünya üstünde doldurur
Göğe uzanan dokuz tarlayı.


Ve Birader Yabanarısı çok muntazam dört odalı
Bir ev yapıyor, bodur bir Kızılderili şişesi gibi biçimli.
La vespa, la vespa, çamur, öyle içine çek ki sistemi
Düşlerken Perugia’yı ve Bracelonde’yi
Ve Piazza’daki o büyük fıskiyeyi
Ya da manivela şeklindeki kapı kolunu
İyi zamanlanmış bir atılımla çeviren yaşlı Bulagaio’nun kedisini.
Birden aklıma geliyor ki Mr.Walls signorina’larla birlikteyken
Devirmiş olmalı bowling lobutlarının onunu da,
Ve soğuk bir gündoğumunun ardındaki sıcakta
Taze çimen misali yeşil bir çocuk
Uzatmış kafasını ya da kıçını
Madame La Vespa’nın şişesinden dışarı.

Yeniden fışkırıyor topraktan nane
Jones’in kemirgenlerine inat;
O maymun kafesindeki
Dört yapraklı
Yonca tıpkı.

Bir çimen yaprağında asılırken zihin
Koruyacak seni bir karıncanın ön ayakları;
Çiçekleri misali bırakacak kokularını ve tatlarını yonca.

Aşağı indi çocuk,
Çamurdan Tellus’un çadırının damına,
Renkten hoşlanmış gibi gidiyor çimen yaprakları arasında
XTHONOS XΘONOΣ
OI XΘONIOI
Altında dinlenenleri selâmlıyor; taşıyor haberlerimizi
ɛἰς χθονιους toprak altında dinlenenlere,
Havadan doğmuş olanlara, ki şarkı söyleyecekler
Kore’nin çardağında, Пɛρσɛφỏνɛια
Ve konuşacaklar Thebaeli Tiresias’la.

Cristo Re, Dio Sole

Ve yaklaşık ½ günde kardı O’nun kerpicini
(la vespa) minnacık çamur-matarayı,

Ve daha fazla yazmadım ben o gün

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

enterasan-bilgiler

Ağaç

Kımıltısız durmuştum ve ormanın ortasında bir ağaçtım,
Biliyordum daha önce görülmemiş şeylerin gerçeğini;
Daphne’yi ve defne ağacının eğilişini
Ve karaağaçla meşeyi yaylada büyüten
Tanrı eğlencesi o yaşlı ikiliyi.
Tanrılar iyilikle yalvarmayana
Ve gönül evlerinin şöminesi üstüne konulmak için
İçeri taşınmayana kadar bu mucize şeyi
Yapabilecek durumda değildi onlar;
Yine de ormanın ortasında bir ağaçtım ben
Ve önceden kafama göre en rezil akılsızlık olan
Bir çok yeni şeyi anladım

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

ogrencilere-bilgiler

İone, Ölü Uzun Yıl

Boştur yollar,
Boştur bu ülkenin yolları
Ve çiçekler
Ağır başlarıyla
Eğilmişler.
Boşuna eğilmişler.
Bir zamanlar İone’nin yürüdüğü
Ve şimdi yürümediği
Bu ülkenin yolları boştur,
Fakat sanki az önce biri gitmiş gibi.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

her-konudan-bilgiler
ezra-pound-ceviri-siir

Varlık Bildirisi

Şiirsel yumurtalar yumurtlayan
Vakur şairane bir tavuğum ben
Ve kıvamımı çoğaltmak için
İçimden azıcık yalvarırım.

Yumurta sarısının felsefesini yaparız,
Gerçek güzellik yumurtanın akı.
Ve o bıktırıcı eleştiri insan gibi ses çıkarsın diye
Biçimden bir kabuğa zamkla yapıştırırız sonra.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

degisik-ve-ilginc-bilgiler

Historion

Şimdiye dek kimse yazmaya yeltenmedi bu şeyi,
Ve fakat biliyorum ara sıra içimizden
Büyük adamların ruhlarının nasıl geçtiğini,
Ve kaynaşmışız onların içinde, ve sadece
Ruhlarının yansımaları değiliz bizler.
Böylelikle Dante’yim ben bir ara
Ve bir Francois Villon’um, baladların efendisi ve hırsız,
Yahut öyle kutsal kimseler olurum ki, ismimin karşısına
Dine küfretti yazılmasın diye, bunları yazmamam gerek;
Bir anlıktır bu ve geçip gider alev.

Sanki tam ortamızda yarı saydam bir küre
Korlaşır, erimiş altın, işte o “Ben”im
Ve bunun içinde bazı endamlar aksettirir kendilerini:
İsa, ya da Yuhanna, yahut kanaatkar Floransalı;
Ve boş uzay üstüne
Bir endam konulmamışsa,
Bırakırız o zaman büsbütün varlığımızı bir süreliğine,
Ve bunlar, Ruhun Ustaları, sürdürür yaşamayı.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

en-kolay-bilgiler

H. S. Mauberley (Hayatı ve Tanışları) – V –

Yaşlı ve dişsiz bir orospu uğruna,
Berbat bir uygarlık uğruna,
Sayısız kişi öldü orada,
Ve en iyileri vardı onların içinde.

Kapandı dünyanın kapakları altına Cazibe, hoş ağızdaki gülümseme,
Keskin gözler,

Yirmi dört düzine kırık heykel uğruna,
Birkaç bin yıpranmış kitap uğruna.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

turkiyenin-bilgi-sitesi

H. S. Mauberley (Hayatı ve Tanışları) – IV –

Her durumda savaştı bunlar,
Ve kimi inanarak, pro domo, her durumda ….

Kimi tez kapardı silahı,
Kimi macera için,
Kimi zayıflık korkusundan,
Kimi kınanma korkusundan,
Kimi katliam aşkından, imgeleminde,
Öğrendi sonraları …
Kimi korku içinde, öğrenerek katliam aşkını;

Öldü bazıları, pro patria, non dulce non “et decor” ..
Yürüdü dikerek gözünü cehenneme
İnanarak yaşlı adamların yalanlarına, sonra inanmayarak
Geldi vatanına, yalandan bir vatana,
Onca aldatmanın vatanına,
Eski yalanların ve yeni rezaletlerin vatanına;
Tefecilik çağlarca yaşlı ve çağlarca semizdi
Ve yalancılar piyasadaydı.

Hiç olmadığı kadar cüret, hiç olmadığı kadar israf.
Genç kan ve yüce kan,
Elma gibi yanaklar, ve güzel vücutlar;
Hiç olmadığı kadar metanet
Hiç olmadığı kadar açık sözlülük,
Eski günlerde hiç söylenmemiş düş kırıklıkları,
İsteriler, siper itirafları,
Ölü karınlardan yükselen kahkaha.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

hepsi10numara-bilgi-sitesi

72. Kanto

Bu boktan savaşı hatırlamaya başlar başlamaz
Bazı kesin gerçekler tekrar görünecektir. Başlangıçta, Tanrı,
O büyük estet, göğü ve yeri yarattı,
Volkanik kızılı gün batımlarını, donatarak kayayı
Likenlerle – bir Japon gazetesi misali –
Churchill’in patronlarının prototipini, o büyük tefeci
Satana-Gerione’yi sıçtı. Ve şimdi bendedir şarkı söyleme sırası
Yarı yabanıl bir şiveyle (gerçek Toscano şivesi değil fakat), çünkü
Ölümünden sonra Filippo Tomaso geldi bana ve dedi ki:
”Evet, ölüyüm ben,
Fakat Cennet’e gitmek istemem, sürdürmek isterim savaşmayı.
Bedenini istiyorum senin, ki böylelikle sürdürebilirim savaşmayı”.

Ve cevapladım O’nu: ”Tomaso, benim bedenim çok yaşlıdır,
Ve zaten, ben nereye giderim? Hâlâ bedenime ihtiyacım var.
Sana Kanto’mda yer vereceğim, sana bırakacağım konuşmayı;
Fakat sadece savaşmak istiyorsan, git – bir oğlan bul;
Aptal ürkmüş bir kedicik misali bir oğlancık buluver –
Ve erbezleri ver O’na (sözünü etmeden biraz da beyin)
… İtalya’nın başka bir kör olası kahramana ihtiyacı varmış gibi!
Bu şekilde yeniden doğarsın – seni vahşi hayvan –
İşte senin Rönesans’ın, sonra ölürsün bir kere daha.
Yatakta ölme, ihtiyar,
Fakat borazanların sesiyle öl
– Cennet bu tarafta
Acı çektin Araf’ta
Teslim’den sonra, yirmi bir Eylül’de
Ölünürse İhanet’ten ölünülür!
Defol – git kendine bir kahraman yarat,
Benimle konuşmayı bırak.
Bana açıklama yapmayı bırak,
Pislikle ışığın arasındaki o sonsuz savaşın şarkısını
Söyleyeyim bırak da.
Elveda Marinetti!
Özgür olduğunda uğra bana”.
“ŞİMDİKİ ZAMANDA”
Ve uluyan emirden sonra, hüzünle ekledi:
“Zamanımı boşa harcadım nafile budalalıklarla,
Gösterişi daha çok sevdim öze oranla,
Boş verdim ihtiyarlara – ne Konfiçyüs’ü okudum
Ne de Mencius’u.
Savaşı övdüm, sen ise barışı istedin
İkimiz de kördük!
Kof biri idiysem de, şimdiden nefret etmiştin sen”.
Sadece kısmen
Benimle konuşuyordu – çok da yakınımda değildi –
Kendisini sorguya çekiyordu sanki kendisinin bir parçası
İşin özüne dokunmaksızın; ve böylece gölgesi
Kayıp gitti gride
Kadranın başka bir dönüşünde
Bir ses o kof alıcıya kendisini duyuruncaya dek:
“Burun delikleri ateş püskürtür”.
“Torquato Dazzi, bu kapı kapı dolaşarak satmaya çalıştığın
Uyutan ninnicikler değil mi –
Mussato’yu uyandırmak için
20 yıl önce çevrilmedi mi? Marinetti ve sen – büyük bir oyunda
İkiniz de zirveye oynadınız, O gelecek için
Ve sen de geçmiş için.
Çok sıklıkla aşırı şefkat
Aşırı öldürme yaratır – bütün o kahrolası şeyler infilak etmektedir;
Şimdiden O’nun için yeterince harabe var!”

O telaşçı ve tez canlı ruh
Gecikme esnasında sabırsızlanan bir ulak gibiydi yeniden
Ve durmak istemiyordu daha az önemli bir görev için
Sözümüzü kesen Marinetti’nin tanıdığım sesiydi
Uzun zaman önce işitmiştim Piazza Adriana’da,
Tiber kıyısının aşağısında. “Geri gel!
Macallè’ye, Gobi’nin en uzak sınırına
Çölün kumunda bir kafatası yatmış ağarır
ŞARKI SÖYLER
Yorulmak bilmeden, kulak tırmalayarak, şarkı söyler, şarkı söyler:
– Alamein! Alamein!
Geri döneceğiz!
GERİ DÖNECEĞİZ! –”
Ben: “İnanırım sana”
… Yeterli, umarım ki, O’nun ruhuna biraz huzur verdim.

Öbür ruh kendi nakaratına kaldığı yerden devam etti
(Latince “boğadan … daha küçük” demek olan
Eccerinus’tan çeviri bir dize
İle.
Konuşması geçemedi
Yaptığı alıntıyı.
Çünkü bütün hava titremekteydi, ve hayalet
Sallanmaktaydı
Ve muazzam bir yağmurla boğulup gitmiş seslerle gibi
Anlamsızca fırlatıldı deyimler sanki. Tıpkı batmış küpeştesinin
Oyuklarına ışık dokunmuş bir gemi gibi,
İşittim verilen bir nefesin
(Ya da hasta yatağında bir adamın ölmek üzereykenki)
Canlı bir iç çekişini:
“Guelfalar, iftiracılar! Onların silahı her daim olduğu gibi –
Kara çalma … hâlâ; dünya durdukça da öyle olacak.
Yüz yıllık savaş hâlâ şiddetle sürüyor Romagna’da,
Yağmalamalarla ve soygunlarla pislik
Yükselmiş Bologna’da – Bak atlar durur
Simsiyah bacak kıllarında – bir ırmakmış gibi öyle derin,
Faslılar ve bunlar gibi pislikler
Çayırların aşağısıdan kemikleri canlandırıp
Nefes aldırmaya yeterli, yumruklarını sık, selâmla, geri gel
Hayata, düşmana karşı
Silahlanmış olarak mızrakla ve kalkanla.
Zamanımda bunlar gibi pislik-torbalarını çok sık görmüştüm –
Kitapların arasından bak, sürünün arasında bulacaksın onları
Bir bölgenin ya da bir kentin hainlerini
Özellikle bu mikrobu,
İtalya gibi satmışlar İmparatorluk’u!
Ateşler içinde Forlì ve terk edilmiş Rimini;
Kim tekrar sıklıkla ziyaret edecek Gemisto’nun mabedini
(Bir Grek olsa bile kuşkusuz ki bilge biri mi?)
Duvarlar yanmakta, takların hepsi düşmüş
Tanrıça ve kraliçe İxotta’nın yatağında…”

“Kim var orada?” diye bağırdım
Fırtınada sesimin işitilmesi için haykırarak,
“Sigismundo, sen misin?”
Dinlemedi beni O, fakat
Bağırıp çağırdı:
“Pietro’nun tahtı yakında Pacellili bir babaya oranla
Borgialı bir babadan temizlenecek.
Sixtus da tefeciliğin bir oğluydu.
– Yağcılık yaparak semizlenenlerin
Bütün bu komplosunun amacı
O’na uygun yandaşlarının olmasını engellemekti;
Böylece hızlı yakalandı diye O, Farinacci’nin
Kirli elleri var diye böğürüyorlar şimdi.

Elin biri kirlidir, fakat öbürü
Onurlu bir yer kazandırdı O’na, şarkısı söylenmedik
Onca kahramanlarımız arasında: Tellera, Maletti,
Miele, de Carolis ve Lorenzini,
Guido Piacenza, Orsi ve Predieri,
Volpini, Baldassare, Borsarelli,
Sadece kumandanların adını vermem gerekirse sana.
Clement bir bankacının piçiydi – Onuncu Leone
Tefeciliğin oğluydu…”
“Kim var orada?” diye bağırdım.
“Evrenin bir Yahudi tarafından yaratıldığına
İnanmak istemeyen Ezzelino’yum ben.
Kuşkusuz ki suçluyum başka yanlışlardan ötürü de –
Fakat bunu unutalım
Şimdi. Arkadaşın ve ben
Aynı adam tarafından aldatıldık: d’Orco
Ki bana “Şeytan’ın oğlu” gibi melun biri
Olduğumu söyledi (bunu yutmaya çalış
Ve kıçına havuçların girmesine ihtiyacın kalmayacak).
Kıbrıslı bir tanrıça ağlasın diye sırf, bağırsaklarını
Bir yabandomuzu tarafından dışarı çıkarttırmıştı Adonis.
Bunun şakasını yapmak ve şöyle söylemek çok cazip bir şeydir:
Hayvanat bahçesindeki ya da bir mezbahadaki mera boğası
Daha değerlidir, çünkü o boğa bir domuzdan daha ağır çeker
(Hayvanların aritmetik bilmemesinden ötürü
Şikayet eder Ezop masallarının öğrencileri).
Bir incir, önemsiz bir şey olan
Bütün hilelerimden daha çok zarara yol açtı
Boğanın yanlış ağırlığı!
O’nun sıcak ininden arayıp tarayıp kazı o yağı
Ve gör şöyle deyip demediğini:
“Zincirlerinde neşelenip durur mu o hayvansı insanlık?”
Eğer bir İmparator böyle bir ferman göndermişse
Bizans murdar etmiştir ebeveynlik çizgisini;
O’nun erdemi büzüşüp yasanın bir parodisine
Dönüştü, ayrıldı altın uzlaşma noktasından.
Sezar kendi bütünlüğünün altını oymadı,
Augusto, Pietro’dan önce, inşa etti taşta
(Aynı yetkiyle ayakta kaldı temeli).
“Yasayı yapan yasanın koruyucusudur”.
– Floransa’da savaştı ghibellinlere karşı”.

Birden fazla radyo vericisinden gelen dalgalar gibi,
Hafifçe dalgalanan sesler
Eriyip kaynaşır (kırık deyimlerin içinde), ve işittim
Kontrapuanda şakıyan kuşların bir topluluğunu
Sanki bir yaz günü
Bir bahçede gibiydiler,
Çok hoş bir tonla:
“Ben, Placidia, uyurum altın altında” –
Çok ahenkli bir tel gibi çınladı.
“Hanımların üzüntüleri ve tatlılıkları”; fakat hissettim
Tenimin diken diken olduğunu,
Nabız hızla gidiyordu
Bir motor gibi,
Kol ve omuz sanki
Zapt û rapt altına alınmıştı: öyleydi ki, gördüm bir elin
Beni kavradığını,
Gene de göremedim beni bir raptiye gibi
Duvara çivileyen kolu
(Bana inanmak istemiyorsunuz – sanki umurunda? Orada değildiniz ki).
Ve sonra önümde bana verip veriştiren biri
Araya girdi – “araya girdi” diyorum; kabaca değil, neredeyse
Oğluna içinde bulundukları savaşı açıklayan
Bir baba gibiydi:

“Yaşlı bir adamın hazinesidir bu, ve sen en acemi elsin.
Geceye geri dönmek zorunda kalmadan önce
Dinle beni.
Askerlerimizin ve o sancakların geri döneceğinin
Şarkısını söyler gecede kafatası”.

Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Çeviri Notları: Ezra Pound’un 72. Kanto’su ve 73. Kanto’su, Pound bu kantoları 1944-1945 yıllarında İtalyanca yazdığından ötürü “İtalyan Kantoları” (”The Italian Cantos”) ya da ”Faşist Kantolar” (”Fascist Cantos”) olarak da adlandırılırlar. Bu iki kanto, İtalya’da faşist bir gazete olan ”Marina Repubblicana” da sırasıyla 15 Ocak ile 1 Şubat 1945’de ilk kez yayınlandı.

Bu iki kanto, içerdikleri faşist ve bazı ırkçı söylemlerden ötürü olsa gerek, 1987 yılına kadar Ezra Pound’un ”The Cantos” kitabında yer almamıştır. (Pound’un ” Faslılar ve bunlar gibi pislikler” –“son marocchini ed altra genia”- dizesi, Pound’un ırkçılığını tartışmaya meydan vermeyecek oranda ortaya koyduğu bir dize olarak 72.Kanto’da yer almaktadır.)

Pound 72. Kanto’da, 2 Aralık 1944 tarihinde ölen Fütürist yazar Filippo Tomasa Marinetti’yle karşılaşmasına ve savaş hakkındaki konuşmalarına gönderme yapar. Pound geçmişe hayrandır, Marinetti ise geleceğe. Marinetti daha çok savaş ve daha çok kahraman ister. Oysa Pound savaşın sonlarının yaklaştığı ve İtalya’nın yenilgiye uğrayacağının belli olduğu 1944 sonlarında, savaştan bezmiştir. Marinetti’den sonra Pound’u 1891-1968 yılları arasında yaşamış kütüphaneci Torquato Dazzi ziyaret eder. Dazzi, Mussato’nun Ecerinis adlı yapıtını çevirip 1914 yılında yayınlamıştı. Daha sonra sahneye 1194 –1259 yılları arasında yaşamış Ezzelino III da Romano’nun hayaleti çıkar. Ezzelino, Papa’nın tarafını tutmadığı için kendisinin haksız yere zalim bir tiran olarak gösterildiğinden şikayet eder. Ezzelino’nun ruhu, 1944 yılında Papalık koltuğunda oturan 12.Pius’a ve Pound’a göre Mussoloni’ye ihanet eden İtalya Kralı 3.Victor Emmanuel gibi ”hainler”e eleştiri oklarını yöneltir. Ve Ezzelino, İtalyan birliklerinin yeniden Kuzey Mısır’daki “El Alemein”e döneceğine dair söz verir. Ve son olarak da (388-450 yılları arasında yaşamış) Roma İmparatoru Galla Placidia belirir 72.Kanto’da.

72. Kanto, daha önce Türkçe’ye çevrilmemiştir.

*

 

Bir önceki yazımız olan Pablo Neruda'dan 1o Şiir başlıklı makalemizde aşk şiirleri, Pablo Neruda kimdir ve Pablo Neruda ne yazmış hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Yorum Yap

Giriş

Anket

10 numara hobi hangisidir?

View Results

Loading ... Loading ...

En Çok Okunan Yazılar

Türk Edebiyatının En İyi 10 Deneme Yazarı
Yazar Olmak İsteyenlere 10 Öneri
Halk Edebiyatımızdan 10 Güzel Türkü
10 Güzel Adam
10 Dipnotla Kanuni Sultan Süleyman'ın Aşkı